English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

Hoşgörü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hoşgörü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2015 Cumartesi

Lider Bir Çocuk Yetiştirmek


Her birimiz kendimize göre donanımlı hale gelebilmek adına çalışıyoruz. Hepimizin öyle ya da böyle amaçları var ve bu amaçlara ulaşabilmek adına sürekli bir yarış, bir çaba içerisindeyiz. Bu çaba ister iş hayatında işi almak için yaşansın, ister okulda notlarımızı yükseltmek için, iserse bakkaldan ekmek almak için... Her şey bir çaba gerektiriyor. Belki oturduğunuz yerden, az çaba gerektiren bir iş yapıyorsunuz. Ancak bunun için bile insanları organize etmek gerekecektir. Bu da haliyle size fiziksel bir çaba gerektirmese de, zihinsel olarak gerektirecektir.
Çocukluğumuzda buram buram yaşadığımız bir şey vardı. Anne babalarımız bizlerle gurur duymak isterlerdi. Bizler de bunun için çabalardık.İster başarılı, ister başarısız bir öğrenci olalım bazılarımız sıf onları mutlu etmek adına karne notlarını bile değiştirmek gibi bir casusluğa girişmişti. Bu kişilerden biri olmadım. Başarılı bir öğrencilik hayatım oldu ama, şunu söylemem gerekir ki, çocuklarınızdan 'başarı' beklerken bunun her ders için 5 üzerinden 5 almak gibi bir olgu olduğunu sanmamalısınız. Çünkü 'başarı' diye adlandırdığımız şey her konuda aynı başarıyı göstermek olmamalıdır. Birinin sanatta başarılı olması, onun iyi bir yönetici olmasını gerektirmez. Ya da tam tersi. İleride iyi bir lider olabilecek potansiyele sahip çocuklar genellikle derslerde büyük bir başarı göstermezler. Bunu neden mi söylüyorum? Çünkü liderlerin en büyük özelliği biraz 'çılgın' olmalarıdır. Kuralların dışına çıkabilirler. Bütün bir ay ders çalışmayıp, zaman yönetimini öğrenerek bir derse 2 gün çalışarak başarı sağlayabilirler. Evet, böyle söylüyorum. Çünkü ben tam da böyle bir öğrenciydim.
Anne babalarımızı mutlu etmek, onların gururlarını okşamak bizler için hep motivasyon kaynağı olmuştu. Bir çoğumuza sınıftaki diğer çocuklar örnek gösterilerek 'O yapıyorsa sen de yapabilirsin, bak o bu konuda becerikli, sen de halledebilirsin' tarzı cümlelerle hedefleme yapmamız gerektiği öğretildi. Kendimizi kıyasladık. Kendimizi başarıyı belki de farklı bir alanda seçmek istemiş diğer bireylerle kıyasladık. Evet, belki Aysu'nun matematiği iyiydi. Bizimki o kadar iyi değildi. Ama lütfen! Belki de Aysu'nun resimi kötü iken, bizim resmimiz iyiydi... Olamaz mı?
Takdir edilmek başlı başına bir motvasyon kaynağı oldu. Bizim bu işi çok iyi bildiğimizi ima eden birine karşı kayıtsız kalamazdık. Sizlere soruyorum: Hangimiz karşımızda bizlere övgüyle yaklaşan birine karşı, 'Şaka yapıyor olmalısın, ben tamirden ne anlarım ki, bu konuda çok beceriksizim' dedik? Bir çoğumuz demedi. Ben de dahil. Belki de bizi tetikleyen şey bu oldu. En azından tamir etmeyi denedik. Başarmak için bunu bir referans olarak kullandık. Kafamızda ise tek bir şey vardı. 'Ben zaten bu işi biliyorum, biraz çabalasam halledeceğim.' 
Bir de tam tersi bir durum var. Başaramayacağımızı ima eden kişilere karşı daha dirayetli olduk. Bu bizi hırslandırdı kimi zaman. 'Demek yapamam ha, sen görürsün şunu bir tamir edeyim de..' diye düşündük. Ben sadece arayıcıyım sayın okuyucular.. Aklınızı okumuyorum. Sizlerden pek farkım yok. Tüm insanlar böyle düşünebiliyor.
Çocuklarda özgüven gelişimi tam da böyle başlar. Takdir edilmek, övülmek, motive etmek. Bir çocuğa 'Sen sakın dokunma, beceriksizsin, bozarsın' demek, zannederim ki yapılabilecek en kötü öğretim şekli olacaktır. Çocuklarınıza kendilerini gösterebilecekleri alanlar yaratın. Mutlaka bazı derslerde başarısız olsa dahi, başarılı olabilecekleri alanlar olacaktır. Tek yapmanız gereken fırsat yaratmak ve kendilerini keşfetmelerine izin vermeniz olmalıdır. Bunun için çaba harcayın. Bir çocuk yetiştirmek, bir marka yaratmaktan çok daha zor bir iştir. Ben de 'pazarlama gurusu' olarak doğmadım... Resim yaptım, voleybol oynadım, tiyatro eğitimi aldım, halkla ilişkiler alanında eğitim gördüm. Şimdi buradayım.. Çocuklarınıza farklı alanlarda deneyim sunmalısınız. Ne kadar şanslı biriyim ki, annem bu konuda bana inanılmaz destek verdi. Bir insan bir çok alanı deneyip, birini seçtiği zaman kafasında soru işaretleri kalmıyor. Çünkü seçtiğiniz şey gerçekten istediğiniz şey oluyor. 
Bugün çocuğunuza matematik ya da fizik dersinde zayıf aldığı için kızıyor olabilirsiniz. Belki de karşınızda 10 sene sonrasının ünlü bir sosyoloğu duruyordur. Veyahutta çok başarılı tezler yazacak bir türkçe öğretmeni. Bunu bilemezsiniz. İlham verin. Motivasyonunu kırmayın.
Motivasyon yalnızca ailemizden alacağımız bir oldu değil, aynı zamanda da iş hayatımızda da hissetmek istediğimiz böir olgudur. Başarılı şirketlerin çalışan adayları açısından tercih edilmesinin asıl sebebi de budur. Her birimiz başarılı işlerin bir parçası olmak istiyoruz. Bizi motive edecek bir ortam arayışı içerisindeyiz. Ailemizi, kendimizi, geleceğimizi düşünüyoruz. Belki iyi bir maaş çeki de fena olmazdı. Ama tek sebebi bu değil. Aynı zamanda başardığımızda bunun 'gerçekten takdir edilmesini' de istiyoruz. Başarınızın takdir edilmesi için, karşınızdaki kişilerin çoğu zaman sizden daha 'başarılı' olması gerekir. Neden mi? Çünkü sizden daha başarısız kişiler arasında bir çok zaman 'kıskançlık malzemesi' olursunuz. Mümkünse, ekibinizi sizden daha iiyi şartlarda eğitim almış, daha tecrübeli ve daha donanımlı insanlardan oluşan şekilde kurun. Pişman olmazsınız. Ayrıca yeni şeyler de öğrenirsiniz.
Margaret Fuller'in bir sözü var: ''Bugün bir okuyucu, yarın büyük bir lider'' Bırakın okusun, bırakın öğrensin. Bir söz daha: ''Bütün insanların kabiliyetlerine göre bir işi olmalı, bunun aksine hareket edilmesine hükümdar izin vermemeli.'' (Nizamımülk) Kabiliyetlerini keşfedebilmiş biri için hayat daha anlamlıdır.

LİDER BİR ÇOCUK YETİŞTİRMEK İÇİN NELER YAPMALIYIZ?

  1. Öncelikle çocuğunuza 'liderlik' kavramını açıklamalısınız. Örnekler vererek açıklamak daha kolay ve akılda kalıcı bir yöntem olacaktır. Liderlerin, diğer insanlar tarafından nasıl göründüğünü açıklamaya çalışın.
  2. Lidercilik oyunları oynayın. Diğer aile bireyleriyle toplaşın ve birini lider yapın. Ardından herkes onun hareketlerinin aynısını yapsın. Sırasıyla herkes bir süreliğine lider olsun ve ardından 'en iyi' figürleri yapan kişiye bir ödül verin.
  3. Atatürk'ten bahsedin. Onunla alakalı belgeseller ve videolar işe yarayabilir. Tarihi geçmişimizden ve Atatürk'ün özelliklerinden bahsedebilirsiniz. Veya başka bir lider seçin ve onu anlatın. Şahsiyet, donanım, bilgi, tecrübe, cesaret, yardımseverlik, iyi niyet, başarma arzusu gibi ögelerden bahsedin.
  4. Kendini ifade edebileceği konuşmalar yapmasını sağlayın. Çocuğun empati duygusunu harekete geçirerek bazı konularda sorumluluğu ona verin ve izleyin.
  5. Okulda aktif görevlere katılımı konusunda onu cesaretlendirin. Başkanlık yapması konusunda motive edici olun.
  6. Bazı liderlerin olmayışının nasıl bir karmaşaya neden olabileceğini düşünmesini isteyin. Örneğin basketbol takımının antrönörü. Ya da bir okul müdürü.
  7. Ona söz hakkı tanıyın, cevaplarını kesmeden dinleyin.
  8. Cesaretlendirin, öğretici ve aydınlatıcı olun.
  9. Ona uygulayabileceği projeler verin. Örn: Doğum günü partisi düzenleme gibi.
  10. Bu gibi bilgilerden birliktelik kurduğunuz hayat arkadaşınızı da haberdar ederek, koordineli biçimde hareket edebilirsiniz.

Unutmayalım ki, bugünün çocukları geleceğin liderleri olacaklar,
Sevgiyle,

Eda Demirden




31 Ocak 2015 Cumartesi

Kendimizi İfade Etmekte Neden Zorlanıyoruz?



Bir çoğumuz bazen kendimizi ifade etme konusunda sıkıntı yaşayabiliyoruz. Ne hissettiğimizi tam manasıyla kelimelere dökmek bazen zor bir durum olabiliyor. Bir çok zaman ise karşımızdaki kişiyi ve onun hislerini düşünmeden 'olmaması gereken' ifadeler ile 'söylenmemesi gereken' şeyler söyleyebiliyoruz. Peki nedir bunun sebebi? Neden bu duruma düşüyoruz?
Öncelikle bu durumun bir çok sebebi olduğunu belirtmeliyiz. En büyük sebebi ise kendimizi 1. planda düşünüp, karşımızdaki kişiye kendimizden daha az değer vermemiz gelmektedir. Bir çoğumuz tanıdığımız kişiler tarafından yeni tanıştırıldığımız kişilerin isimlerini unutma problemi yaşıyoruz. Hatta bu öyle bir sorun halini alıyor ki, ismini kullanmadan cümleler kullanmaya çalışıyor, kendi açımızdan ayıbımızı örtmeye çalışıyoruz. Bazen de durum daha da vahim hale gelebiliyor çünkü karşımızdaki kişi ismimizi söylüyor. Biz ise hatırlayamıyoruz... Bu noktada sohbetin başlangıcından itibaren 1 saat geçmiş olduğunu farkediyoruz.. Evet. Artık karşımızdaki kişiye ismini sormak daha sevimsiz bir hale geliyor. Pek azımızın bu durumu 'hiç yaşamadığını' söyleyebiliriz. Peki nedir bu insanların sırrı? Nasıl isim hafızaları bu kadar güçlü olabiliyor? İşte bu noktada yine kendimizi karşımızdaki klişiden daha fazla önemsediğimiz için, dikkat dağınıklığı yaşadığımızı söyleyebiliriz. Belki bu yazıyı okurken bazılarımız 'Ben böyle hissetmiyorum' diye düşünebilir. O anda belki de saçımızın, makyajımızın ya da erkekler için takım elbisemizin ya da gömleğimizin nasıl durduğunu düşünüyor olabiliriz. Hatta birden fazla kişiyle muhattap oluyor bile olabiliriz. Kişi sayısının artmasıyla durumun daha da içinden çıkılmaz bir durum halini aldığı söylenebilir.

İsim hatırlama konusunda bir çok profösörün altını çizerek özellikle pazarlama derslerinde anlattığı bir taktik paylaşmak istiyorum sizlerle. Ki bu taktik büyük olasılıkla işe yarar niteliktedir. Öncelikle ilk tanıştığınız kişiye bakın. Öylesine bakmaktan bahsetmiyoruz. Saç rengine, yüzündeki önemli ve farklı noktalara odaklanın. Örneğin bir beni mi var? Ya da sakalı mı var? Veyahutta saçları uzun mu kısa mı? Bütün bunları kafanızda bir yere oturtun. Sonra ise tanıştırıldığınız anda arkadaşınız ismini söylerken örneğin: ''Merhaba Ayşe, bu arkadaşım Eda, hani sana bahsetmiştim...'' dedi. Ayşe'nin elini sıkarken ismini tekrarlayın: ''Merhaba Ayşe, ben Eda arkadaşım Yasemin senden bahsetmişti. Nasılsın?'' bu taktikte en önemli nokta karşınızdaki kişinin ismini tekrarlamaktır. Ayşenin saçları kıvırcık, kahverengi, gözleri ela mı? Aklınızda Ayşe ismini bu şekilde konumlandırın. Diğer isimlerden ayrıştırın. Mümkünse ilk gün iletişim esnasında sık sık ismini kullanın. Örneğin: ''Eee Ayşe nasılsın okul nasıl gidiyor?'' ''Ayşe bir şey içmek ister misin ben bir soda alacağım..'' gibi. Bu sizin o kişinin ismini unutmanızı zorlaştıracaktır. 

Kendimizi ifade etme konusuna değinmişken diğer önemli sebebine gelelim. Bildiğimiz her bilgiyi paylaşma konusundaki sabırsızlığımız... 'Ben çok şey biliyorum' düşüncesiyle, kendimizi beğenmiş bir havaya bürünüyoruz. Bu da karşımızdaki kişilerce olumsuz algılanıyor. Unutmamalıyız ki, çok bilmek edebi, edep ise susmayı gerektirir. Bir çok bilim adamı çoğunlukla sessizdir, amaçlarına odaklıdır. Gereksiz muhabbetlere girmez. Bizler de böyle olmalıyız. Çok konuşmak, çok bilmek demek değildir. Bu noktayı kavramak, iletişimin önemli bir kısmını kavramak demektir. Hatta bir çok kişi dinlemektense, konuşmayı daha önemli bir noktaya koyar. Bu da yanlıştır. Dinlemezseniz öğrenemezsiniz. Şunu bilmelisiniz ki; Belki karşınızdaki bir kaç üniversite mezunu, çok bilgili, tecrübeli birisi olmayabilir. Ama zeki insanlar herkesten, herşeyden bir şeyler öğrenebilen kimselerdir. 
Bazı kişilerde cümlelerinin içine bolca teknik terim ya da ingilizce sözcük sıkıştırarak konuşurlar. Bu bilgi sanki kendilerini daha değerli hale getirecekmiş edasıyla konuşmaya devam ettiklerine tanık olursunuz. Kendilerini üstün sanırlar ancak anlaşılmaz olabildiklerini hiç düşünmezler. Antipatik olabileceklerini düşünmedikleri gibi, karşılarındaki kişileri de bu kelimeleri bilmeye zorlarlar. Ki bu noktada şunu da söylemek gerekir ki, herkesin uzmanlık alanı farklıdır. Herkes aynı terimleri kullanmak, hatta ve hatta bu terimleri ezbere bilmek durumunda değildir. Siz Arapça biliyor olabilrisiniz. Karşınızdaki kişinin bunu bilmediğini düşünerek, bu cümleleri kullanmayabilirsiniz. Bu erdemdir. Bu karşınızdaki kişiye değer vermek, onun kendisini kötü hissetmesini istememektir. Düşüncedir. Buna dikkat etmek sizi iyi iletişim kurmaya götürür. Bir çok kişi sizinle konuşmak için can atar. Kolay arkadaş edinmenin önemli unsurlarından biridir.

Bir başka sebebi ise; Mantığa olan inanılmaz inançtır. Bazıları mantıksız olan hiçbir konuda konuşmak istemezler. Bu konularda konuşmanın zaman kaybı olduğuna inanırlar. Karşısındaki kişiyi yargılarlar. Her söylediğini bir mantık silsilesi içinde değerlendirirken, karşılarındaki kişinin duygularını önemsemez hale gelirler. Herkes her zaman mantıklı konuşmak zorunda değildir. Bazen arkadaşlarımızla günlük konular hakkında konuşmak, bazen saçmalamakta gereklidir. Hayatı bu şekilde bir iş görüşmesindeymiş edasıyla yaşamak, hayatı ertelemektir. Bu da bir süre sonra bıkkınlığa götürür. Hayatı o kadar da ciddiye almayın. O andan mutlu olmaya ve zevk almaya çalışın. Arkadaşlarınızı da mantıklı konuşmadıkları için yargılamaktan kaçının. Herkes her zaman sizin beklediğiniz modda olmak zorunda değildir. Anlayış gösterin. Anlayış büyük bir erdemdir.
Değer verdiğiniz şey; Samimiyet ve erdem olmalıdır. Düşüncelerinizi anlatmaya odaklanmalısınız. Kendinizi büyük görmek, yalnızca antipati toplar. Siz kendinize değer verin ancak bunu insanların gözünün içine sokmayın. Bırakın onlar size o değeri versinler. Bu unsur iletişimin temelidir. 'Alçakgönüllülük' yukarıda saydığımız erdemlerin içinde en önemlisidir. Kendini övmek, iş görüşmelerinde dahi sempati yaratmaz. Bırakın CV'niz konuşsun. Zaten cevaplanması gereken sorular size yöneltilecektir. İkili ilişkilerde de bu böyledir. Biraz merak ilişkiyi daima canlı tutacaktır. Her bilgiyi saniye saniyesine vermek ilişkileri yorar. Bir süre sonra bıkkınlık halini yaratır. Sakin ve yavaş olun. Düzenli ve sistematik davranın. Gerisi kendliğinden gelecektir. 
''Çok iyi bıildiğim bir konu ve karşımdaki insan benim dediklerimi eleştiriyor, sanki bir şey bilmiyor muşum gibi beni yargılıyor...'' bu yakarış size de tanıdık geliyor mu? Bir çoğumuz bazen bunu kendi kendimize söylüyor, karşımızdaki kişinin konuşmalarından rahatsızlık duyuyoruz. Çözüm ne mi? Çözüm aslında basit. Durun. Dinleyin... Bırakın konuşsun, anlatsın, bildiklerini söylesin. Eğer size kesinlikle hak vermiyorsa konuşmalarınızı bir noktada kanıtlayın. Örneğin: ''X kitabında bu konudan bahsediyordu. Y zamanında okumuştum.'' deyin. Karşınızdaki kişi o konuya yine de sizinle aynı fikri savunmuyorsa. Aynı noktada buluşamayacağınıza artık emin olduğunuz noktada bırakın. Bırakın, o kişi o şekilde düşünsün. Neden sizin için önemli? Aslında önemli olan şey o kişinin fikrini neden değiştirmek isteyeceğinizdir. Sınav mı yapıyorsunuz? Hayır. Bırakın. Çok basit ve net. Konuşmanın devamında ikiniz için de kırıcı şeyler söylenebilir. Ki hiç bir insanı üzmek ya da kırmak istemeyiz. O kişiyle olan ilişki seviyeniz bu duruma karar versin.
Kevin Hogan, “Bilimsel araştırmalar bir bilim adamı için çok heyecan verici, ancak bir okur için uyku hapı niteliğinde olabilir. Benim işim bütün çalışmaları incelemek ve herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatmaktır. Eğer bir kuantum fizikçisi olsaydım, çocuklar için kuantum fiziği kitabı yazardım. Benim yapmak istediğim zor meseleleri kolay anlaşılabilir hale getirmektir.” der.
Empati yapmalıyız. İlişkilerin neden sürmediğinin, iş yerinde neden huzursuzluk çıktığının, niçin kavga edildiğinin temel sebebi budur. Empatiden ne kadar uzaklaşır ve benmerkezci olursak o kadar yalnızlaşır ve mutsuz oluruz. İnsanların kendilerini doğru aktarabilmeleri için öncelikle karşılarındaki kişiyi iyi anlamaları ve karşısındaki kişi yerine koymaları gerekmektedir. İyi bir iletişim için duygulara önem vermeliyiz. Saygılı olmalıyız. Nerede başlayacağımızı, nerede duracağımızı iyi analiz edebilmeliyiz. 

Kendimizi ifade ederken, karşımızdaki kişi veya kişilerinde kendilerini ifade edebilmelerine olanak tanımak çok önemlidir. Bu yüzden dediğimiz gibi. Dinleyin.. dinleyin.. dinleyin.. Çünkü: ''Dinlemek için 2 kulağımız ve konuşmak için 1 ağızımız vardır.'' 

Herkese kendini doğru ifade edebilecekleri günler diliyorum.
Eda Demirden

Etiketler

2015 2016 4 saniye 7 unsur 7p affetmek Agresif stratejiler Ağızdan ağıza pazarlama Algı Algı yönetmek Alışveriş Alışveriş Merkezleri America Amerika Amerika nasıl Amerika oldu? Anadolu Efes analiz Anı yaşamak Apple Araştırma hedefi Araştırma Problemi araştırmak Araştırmanın künyesi Araştırmanın özeti Avusturalya Ayakkabı B2b Bağımlılık Bağlılık Bait bakmak Başak Değerli Başarı başarılı olmak Başarmak Berke Civan Berliner Bilgi bombardımanı Blog blogger BP Bu Tarz Benim Business Bütçe Bütünleşik pazarlama Bütünleşik Pazarlama İletişimi büyük etkiler bırakmak Cam ambalajlar Cam şişe Cem Çınlar CEO cesaret Ciddiyet ve disiplin Coca Cola content content marketing CRM CV çalışma hayatı Çevre Çevre kirliliği Çiçek çerçevesi Çocuk çözüm Çözüm üretmek Dağıtım Yar Doç Dr Selda ENE Daha güzel bir dünya Değer değişim deney Deneyim denge dengeli olmak Depresyon depresyonla başa çıkma Dersler digital dijital Dijital kampanya Dijital pazarlama Dijital pazarlamanın 5 temel taşı diş sağlığı duygu duygusal liderler Dünya Dünyanın en büyük markaları dürtü düşünür düzen Eleştiri Eminönü Empati Erdem Erdemli olmak Esir Eş zamanlı arama motoru Facebook fark fark yaratmak farklı olmak Farklılaşma Fayda Ferrari filickr Fiyat Formüller geçim Geneleneksel iletişim araçları Georgii Frantsevich Gouse Gerilla pazarlama Girişimci Giyim Google görmek Gurmania güçlü olmak Güven Güvenilirlik güzen Halil Erdoğmuş Hayal Hayatı kolaylaştırmak haz Hedef belirlemek Hitmet üreten hizmet Hoşgörü huzur IK Instagram içerik İçerik İçerik Moderatörü içerik pazarlaması ikna iknanın psikolojisi iletişim İletişim İletişim kirliliği ilham İlham İlişkiler imaj inanç indirim indirim yapmak indirimsiz markalar inovasyon İnovatif insan internet ipana İsim İsim hatırlayamama İsmi neydi? İstek istemek iş hayatı İşaret itibar iyilik izlenim jest kampanya kar etmek Karar karar almak Kares AVM karmaşa Kendimizi ifade etmek Kendini beğenmişlik Kevin Hogan kişilik Kitle KONUM KONUM TABANLI PAZARLAMA Konumlandırma Kuramsal Çerçeve Kurumsal yönetici küçük harf Kültür Lacoste Lc Waikiki leader lider LinkedIn Liste Listelemek Makale eleştirisi Maliyet Marka marka bilinirliliği marka değeri marka imajı marka inşası marka kişiliği Marka kültürü Marka Nedir? marka sadakati marka yaratmak Marka yönetimi Markalar markalarda bog kullanımı Marlboro Marmara Üniversitesi maske Medyada yer almanın artan maliyeti Medyanın çeşitlenmesi merak merak etmek Microsoft mimik Motive edici pazarlama msel pazarlama Mutlu olmak mutlu olmanın koşulları Mutlu olmanın yolları muzaffer şerif mücadele Müşteri müşteri ilişkileri Müşteri İlişkileri Müşteri İlişkileri Yönetimi müşteri memnuniyeti müşteri sadakati müşteri şikayetleri müşteriler Nasıl başarılı olunur Nestle Nike olumlu düşünmek Onedio Onel AVM Operasyonel pazarlama Ödev Ödevler ön yargı Önem ÖNERİM Özellikler Para para kazanmak Parekendeci Pazar Pazara uyum Pazarlama Pazarlama Araştırmaları Pazarlama Karması Pazarlama Kirliliği Pazarlama noktaları Pazarlama okuyanlar Pazarlama uzmanı Pazarlamanın P'leri people physical evidance Pinterest Place Plain pack Plastik atıklar PR Prestij Price Proaktif process Product Prof Dr Ahmet Ercan GEGEZ Prof Dr Fatma Müge ARSLAN Prof Dr Mert UYDACI Promotion psikoloji Radyo Rakip Red Bull rekabet Reklam Reklam ajansı Reklam Müziği Reklam önerisi Risk robert bosch Rus Rus kültürü Rusya Rusya pazarı sadakat sadık müşteri sağlık Samsung saniye Satış Satış temsilcisi Saygı Selfie Sembol Sevgi Sınavlar Sigara Simge Simple simülasyon Sistem sorulama sosyal sosyal girişimci Sosyal Medya Sosyal Medya Esiri Sosyal medya kampanyası taslakları Sosyal paylaşım Spor Starbucks Stiletto Strateji Stratejik pazarlama şans şansa inanmak şikayet şikayet yönetimi Şişe Şişeler takit etmek taklitçilik Tarihçe Tarz Tasarım Tatlı tatmin Televizyon Televizyon Reklamları Terim Tick Tock Boom Toptancı TREND tumblr Tutundurma tutundurma karması Tüketici Twitter uslup Ücret Üniversite Ünlü olmak Ürün Ürün çeşitliliği Ürün kalitesi Ürün yönetimi üyeler Vazgeçmek Vestel WOM Word of mouth Y nesli yaşam Yeni medya Yeni ürün geliştirme yeni yıl Yerli malı yorum yorum pazarlama yorumlar yönetici yönetmek Zafer Tanrıçası Zaman Zenginlik Ziyaret Ziyaretçiler