English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

Müşteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müşteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2016 Salı

Tüketicinin Sadakat Karnesini Ölçümlemek

Tüketicinin sadakat karnesini ölçümlemek için şu kategorilere yoğunlaşmamız gerekmektedir;
No loyalty: Bu kategori, tüketim davranışları herhangi bir kalıba, modele girmeyen tüketicilerden oluşur. Marka seçimleri, rastlantısal bir tavır üzerinden gerçekleşip, herhangi bir marka ile aralarında davranışsal veya tavırsal  sadakat oluşturmayan insanların bulunduğu gruptur.
Inertia loyalty: “Inertia” kelimesi, herhangi bir eylemin bir parçası olmama, pasiflik veya tembellik olarak anlamlandıralabilir. Bu grupta, tüketim davranışları ‘kolay erişilebilirlik’ ve ‘alışkanlık’ nosyonları üzerinden kendini gerçekler. Bu grupta, davranışsal sadakat gözlemlenir iken, tavırsal sadakatten bahsedilemez.
Latent loyalty: “Latent” kelimesi, potansiyel, üstü örtülü gibi anlamlara gelmektedir. Bu grupta, tavırsal sadakati olan ancak yaşam şartlarından dolayı düşük seviyede tüketim sıklığı olan tüketiciler yer alır.
Loyalty: Bu kategori, sadece belirli markaları kullanan ve bu markaları savunma/pazarlama ihtiyacı duyan tüketicilerden oluşur.
Pazarlama departmanlarında çalışanlar, bu basit terminolojinin üzerinde olan teorik kapasitelerini pratiğe dönüştürüyorlar. Aksi takdirde şirketler kendilerini batmaktan kurtaramaz(dı). İyi bir marka yaratmak ve onu kalıcı hale getirmek için her zaman olaylara empatik bakmakta yarar vardır. Daima kendinizi müşterşi yerine koymalı ve mağazada bir de o gözle dolaşmalı ve eksikleri yorumlamalısınız. Siz gerçekten oradan niçin alışveriş yapardınız? Kendinize sık sık bu soruları sormalısınız.
Tüketicinin, ''neden buradan sıklıkla alışveriş yapıyorum?'' sorusu sadakatini sorgulamasını sağlar. Bu noktada eğer tüketici kendisinin market içinde nasıl konumlandığını/konumlandırıldığını  bilir ise; dikte edilen pazarlama stratejilerine karşı direnç göstermeye dair sahip olduğu alan daha da özgürleşecektir. Kazandığı hareket etme özgürlüğü ve kendi tüketim davranışlarına dair edindiği bilgi ile market içerisinde tüketim davranışlarının nesneleştirilmesinden-kendisinin nesneleştirilmesinden- kurtularak; bireyselleşme seviyesi ve tüketim bilinci artan bir marketin oluşumuna katkıda bulunacaktır. Kendi açısından ise; tüketim pratiklerinin sonucunda elde ettiği verimi artıracaktır. Bir başka deyişle; markaların, tüketim pratiklerinden sağladığı bilgi ile tüketicileri yönetme(subjugate) gücünü zayıflatacak ve market içerisinde tüketici-üretici arasında daha yatay bir düzlemde ilişki kurulmasını sağlayacaktır.
Markalar söz konusu sebepten dolayı müşterilerinin 'daha az sorugulayıcı' olmalarını tercih edebilirler. Fakat günümüz dünyasında daima yarını düşünmeli ve uzun vadeli planlar da yapabilmeliyiz. Eğer müşteri gözüyle de olaylara bakabilirseniz, iyi bir marka yaratabilir, ve onu kalıcı hale getirebilirsiniz.

17 Mayıs 2016 Salı

Peki Ya Biz Markalara Ne Kadar Sadığız?

Düzenli olarak satın aldığınız özel bir marka var mı? Peki ya niçin düzenli olarak satın alıyorsunuz? O markada bulduğunuz ve diğer markalarda bulamadığınız o özellik nedir? Sizin için o markayı özel kılan unsur nedir? Fiyat, kalite, renk, koku, biçim, tat ya da sunum şekli, belki de yalnızca renkler? 
Uzmanlar bu sorularun cevapları için aylarca ve hatta yıllarca çalışıyorlar... Herhangi bir tüketici markaya olan sadakatini genellikle sorgulama gereği hissetmezken, markalar bunu yapmak zorundalar. Günümüz rekabet ortamında müşteriler bizi tercih ediyor nasılsa, bir şey yapmamıza gerek yok mantığıyla hareket etmek demek, bir gün tercih etmediklerinde bunun sebebini de bulamamaktır... Yalnızca krizde değil, herşey yolundayken dahi bunun nedenini sorgulamak gerekir.
Müşteriler markamızı sadakatle satın alıyor. Peki ya biz bu sadakati nasıl oluşturduk? Daha fazlasını yapabilir miyiz? (Evet, yanlış okumadınız daha da fazlası... Daha fazlasını isteyen hep yalnızca müşteri tarafı olmak zorunda değil.)
Şirketler, tüketici hareketlerini müşteri ilişkileri yönetimi( CRM) üzerinden inceler.Kaleme almış olduğum yazıda, operasyonel ve analitik pazarlama stratejilerinden (CRM) ziyade, terminolojik yaklaşım ile müşteri/marka sadakatinden bahsedeceğim. Müşteri sadakatini iki ana kategoriye bölerek başlarsak; 1. Davranışsal Sadakat (Behavioral Loyalty), 2. Tavırsal Sadakat (Attitudinal Loyalty) diyebiliriz.
Davranışsal sadakat bizlere tüketim süreçlerinde, ürün alımının fiyat- performans parametresi üzerinden, alışkanlık değeri üzerinden, tarihsel ve kültürel bağıntılar üzerinden hesaplanması ve eyleme dönüşmesi bize davranışsal sadakatin değerini verir. Tavırsal sadakat ise, daha çok duygusal tabanlı seçimlerin ölçümlenmesi ile ortaya çıkar. Bu duygular, bireyden bireye, muhatap olunan üründen ürüne değişim göstermektedir.
Özetle;  Güven, haz, tatmin ve memnuniyet başı çekmektedir. Örnek olarak; güven duygusu ürün kalitesinin yanında, markanın tüketiciyi mağdur etmeyecek satış prensiplerine sahip olmasıyla da gelişiDavranışsal ve tavırsal sadakat kavramları büyük kesişim kümeleri bulunan, iç içe girmiş, birbirinden ayrılamayan ve beraber ölçümlendiğinde müşteri sadakat değerini veren iki ana ölçümleme kategorisidir.

10 Mayıs 2016 Salı

Sadık Marka Yaratmak -2-

Mağaza kartları, biriken puanlar vb. programlar daha büyük bütçeler gerektirdiğinden ve sistem üzerinden yürütüldüğünden küçük ve orta ölçekli firmaların bu tip sadakat programları için büyük bütçeler harcamaya yanaşamadıklarını biliyoruz.
Küçük ve orta ölçekli markalarda da marka sadakati yine  müşteriyle iyi ve özel iletişim kurmakla sağlanıyor. Burada “iyi iletişim”le kastettiğim; zaten hali hazırda verilen ve müşterinin ödediği bedelin karşılığında aldığı hizmet veya ürün standardının dışındaki bir iletişim.
1-Doğru iletişim metodlarının bulunması: iletişim metodlarıyla ilgili stratejiler geliştirilmesi
2-Bu metodların markanın çalışanlarına anlatılması, öğretilmesi
3- Bu metodların uygulanması ve kontrolü
4- Belirlenen iletişim metodların, çalışanların alışkanlığı haline gelmesi (Çalışanların bu iletişim metodlarını bir görev olmaktan çıkarıp alışkanlık ve davranış şekli haline getirmesi)
Ürününü ya da hizmetini sürekli satın aldığınız yerel markaları düşünün… Acaba neden bu kadar bağlısınız bu markalara?
Yerel Markalarda, marka-tüketici sadakatinin, marka çalışanlarının müşterisine gösterdiği  ilgi ve her bir müşterisini özel hissettirecek girişimleriyle sağlanabildiği yadsınamaz bir gerçek. Firma ve marka çalışanlarının tek bir dil oluşturduğu ve her bir müşterisine sanki ilk defa hizmet veriyormuşçasına özenli davranışları tüketici tarafından unutulmuyor.
-Girdiğiniz mağazada “Hoşgeldiniz” ile “Hoşgeldiniz Ayşe Hanım” arasında fark oluyor.
  • Evlilik yıl dönümlerinde çift olan müşterilerinize mesaj atmanız değil, onları telefonla arayarak kutlamanız onları özel hissettiriyor.
-Her zaman içtiğiniz kahvenin az sütlü olduğunu bilen bir personelin sizi hatırlayarak “her zamanki gibi az sütlü hazırlıyorum…” demesi, müşteriyi kendi evinde hissettiriyor.
-Artık özel müşterilerinize doğum gününde çiçek veya çikolata göndermek yetmiyor, onlara zevklerini araştırarak zevklerine uygun hediyeler seçmeniz gerekiyor.
Bu liste uzar gider…
Özellikle yerel ve büyümekte olan markaların, müşterileriyle olan sadakati, insanın iletişim kabiliyetlerinin kullanıldığı metodlara başvurarak kurulabileceği kanısındayım. Doğum günlerinde mesajlar göndermek, Sosyal Medya Hesaplarında sordukları sorulara cevap vermenin ötesine geçmeleri gerekli.
Bu nedenle de pazarlama stratejilerinin, personelle paylaşılması ve personelin bu konuda eğitimlerle desteklenmesi belki de sihirli bir anahtar.  Özellikle yerel markalar müşterilerinin kendilerine olan bağlılığını  öncelikli olarak  “müşteri ve marka çalışanları arasındaki  iletişim stratejisi”nin belirlenmesiyle sağlayabilirler. Bu da müşteri sadakatinden önce çalışan sadakatini gerektirir.

3 Mayıs 2016 Salı

Sadık Marka Yaratmak

Sadakatin zor sağlanabildiği günümüz şartlarında markanın güven inşaa etmesi adına çok kapsamlı çalışmalar yürütmesi gerekmektedir. Her konuda, her ürünün ve hizmetin her zaman daha iyisine, daha da hızlı bir biçimde ulaşma isteğimiz hiçbir zaman bitmeyecektir. Markalar da varlıklarını sürdürebilmek ve müşteri sadakati kazanabilmek adına daima yeni fikirler üretmeye devam edeceklerdir. Duygusal bir bağ kurmak çoğu zaman markaların 'yapabileceği' en önemli strateji olmalıdır. Duygusal bir bağ ile bağlı müşteri markasından 'küçük fiyat artışlarından etkilenmeden' alışveriş yapamaya devam edebilir. Bu bağ devamında sadakati doğurur. 
Sadakatli bir müşteri ürünlerle markayı ilişkilendirir. İlk olarak ürünü almak için mağazaya gitse de sonrasında mağazaya gidip kendisine uygun ürün bulmaya başlar. İşte böyle müşterilere biz 'sadakatli müşteri' adını veriyoruz. Markaların en sevdiği müşteri tipi budur.
Sadakat kurma çabamız artarken, rakiplerimiz de boş durmuyorlar elbette... Bu da markalar için 'sadakat temelli bir alışveriş ortamı' yaratmayı oldukça zorlu bir süreç haline getirmektedir. Bunun tek yolu markaların da müşterilerine sadık kaldığını ispatlamasından  geçiyor.
Bundan çok değil yaklaşık 10 sene önce bir marka ile tüketici arasındaki sadakat bağını kurmak bir miktar daha kolaydı. Alternatifleri bilmiyorduk ve sadece karşımıza çıktıklarında deneme ve kıyaslama şansı yakalıyorduk.Peki ne oldu? Dijitalin hızla hayatımıza girmesiyle, daha ucuz ya da daha kaliteli, daha büyük, daha hızlı (bu daha’ların sonu gelmez…)  ürünü kendimiz rahatça araştırabiliyor bir tıkla ulaşabiliyor hale geldik.
Sadece müşteriler konusunda uzmanlaşması ve onların istediklerini analiz edebilmeleri adına 'müşteri ilişkiler departmanı' artık çoğu kurumsal şirkette bulunuyor. Her geçen gün büyük plazalarda 'Nasıl daha sadakatli müşteriler kazanabiliriz? Müşterilerin sempatisini nasıl kazanabiliriz? Müşterilerle duygusal bir bağ kurmak adına neler yapmalıyız?' şeklindeki sorular sorulmakta, tüm yönetim ekibi tarafından bu soruların cevapları verilmeye çalışılmaktadır. Şirketler 'Sadık müşterileri' için yüksek meblağlarda mesailer ve ciddi bütçeler ayırmaya devam ediyor...
Peki Neden Bu Denli Önemli ''Sadık Müşteri Yaratmak'?
Çünkü;
-Her zaman yeni müşteri kazanmanın maliyeti, eski müşteriyi elde tutmanın maliyetinden fazladır.
-Sadık müşterilere daha az işgücü ile hitap eder cross marketing konusunda daha çok verim alırsınız. (Müşteri spor ayakkabı alırken markayı biliyorsa ve alışveriş yapıyorsa çorap da alabilir)
-Sadık müşterilere artık e-mail yoluyla veya sms ile hızlı ve ucuz bir biçimde ulaşabilir ve mağazanızdaki ya da şirketinizdeki kampayalardan ve indirimlerden bilgilenmelerini sağlayabilirsiniz.
Yalnızca bunlarla bitmemekle birlikte sadık müşteriler sayesinde düzenli gelir elde edebilirsiniz! Bütün bu sadık müşteri elde etme süreci ''Sadakat programları'' adıyla değerlendirilmektedir.
Tam bu noktada Marketing Meet Up konuşmacılarından; Migros Pazarlama İletişimi ve CRM Koordinatörü Kına Demirel’in söylediklerini hatırlamakta fayda var :“Eşiniz ya da markanız fark etmez, sadakati korumak için tek bir şart var o da dikkat çekmek. Nasıl ki eşim ona bağlı kalabilmem için kutlamalar, yemekler, özel anlar, özel paylaşımlar  vb. hayatımızı renkli kılacak dikkat çekme metodlarına ihtiyaç duyuyorsa, markalar da sürekli müşterisinin dikkatini çekerek onları kendine bağlamak zorunda. Sadece son dönemlerde tüketicilerin dikkati fazlaca dağılmaya müsait çünkü dikkatini çekmek isteyen çok…”
Müşterilerimizi sürekli ilgi ve alaka ile beslemek gerektiğini biliyoruz. Onu bağlı hale getirelim ki, bir rakibin ürününü kullanmasın. Kullandığında ya da hizmetini aldığında kendini suçlu hissetsin. Konuyla alakalı Amerika'da bir şirket çılgın bir karar alarak mağaza içerisinde alışveriş yaparken sepetine ürünleri doldurup son anda almaktan vaz geçen kişileri telefonla arayıp ürünlerinden niçin vaz geçtiğini sordu. Elbette böyle bir hareket Türkiye'de çok daha farklı sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden iyisi mi kararı beyin fırtınası yaparak almak.
Yine sadakati sağlayan bir başka örnek;  Sosyal Medya üzerinden özel müşterilerini takip ederek,  paylaşımlarını beğenen markaların, kişiler üzerinde yarattığı “O da beni takip ediyor ve seviyor” etkisi. Hem marka ve tüketici arasındaki paylaşımı arttırıyor hem de markanın paylaşımlarında o kişinin, marka sayfasını daha dikkatli takibine, belki yorum yapmasına sebep oluyor.
 Müşterilerinize ilgi gösterin, sadakatin temeli ilgi-alakadır. Müşterilerinizi önemseyin. Önemsenen bir yerde olmak, buradan alışveriş yapmak ve o markanın ürünlerini kullanmak müşteriye kendini daima iyi hissettireceğinden tercih sebebi olacaktır. Unutmayın; Sadece ürünleri değil hisleri satarız. O ürünü giydiğinde müşteri ne hissedecek? O ürünü ne zaman ve nasıl aldığını hatırladığında mutlu olacak mı? Daha fazla empati yapın. Satış biraz da empati demektir. Empatik markaların başarılı olmaları kaçınılmazdır.

29 Mart 2016 Salı

İknanın Psikolojisi 1


İnsanların bizim gibi düşünmeye çalışmalarını sağlamak, bizim hissetmelerini istediğimiz gibi hissetmelerini sağlamak için binlerce kitap yazıldı... Bir kısmı daha çok 'Şu kelimeleri kullanmak ikna düzeyini etkiliyor'', ''Şu şekilde oturmak karşınızaki kişiyi ikna eder'' şeklinde bir takım fikirleri sunarken, bazısı da daha matematiksel biçimde konusu ele alıyor.
Sebebi iş yada özel hayat, ne olursa olsun iknanın anatomisini anlamak, sırrını çözümleyebilmek her daim bir merak konusu oldu ve olmaya da devam ediyor. İnsanları ne kadar ikna edebilirsek aslında başarı da o kadar bizimle oluyor. Yaptığımız iş her ne olursa olsun amacımız yine insanları ikna etmek oluyor. Örneğin ne kadar başarılı bir mimar olursak olalım, çizimlerimiz ne kadar iyi olursa olsun yine de birini ikna etmeden projemizin onaylanmasını sağlayamıyoruz. Ne kadar iyi bir satışçı olmamızsa tamamen ikna gücümüzle ölçümleniyor. Ne kadar iyi bir şair olduğumuzsa satır aralarındaki ikna günü yüksek kelimeler ile belirleniyor...
Hayatta mutlu olmak, başarılı olmak, daha fazla para kazanmış için iknanın psikolojisini bilmemiz gerekiyor. Bunun içinde insan zihninin nasıl çalıştığını anlamamız büyük önem taşıyor. İnsanların yaptıkları hatalar, çoğunlukla onların zihinlerinde oluşan yanlış bir zihin modelinden kaynaklanır. Eğitimsiz anne-babalar, bebekleri ishal olunca, bebeklerine daha az su içirmeyi tercih ederler. Bu anne-babaların zihin modeli: “Eğer bebeğime az su verirsem, dışkısının da sulu olmasını önlerim.” şeklindedir. Oysa bu yanlış bir zihin modelidir; doğrusu, tam tersini yapmaktır. İshal olunca, insan vücudu su ve mineral kaybeder. İshal olan hastalara su vermek (mümkünse mineralli su vermek) gerekir.
İkna etmek için kişilerin zihninde oluşan davranış kalıplarını ve düşünme şeklini bilmemiz gerekir. İnsanlar yaşadıklarından etkilenir, deneyimlerden ders alarak karar verirler. İnsanlar önemli kararlar alırken (geçmişte yaşadıkları kötü deneyimler ağırlıklı olarak) geçmişte yaşadıklarını hatırlarlar. Üstelik insan zihni, geçmişi olduğu gibi değil, yalnızca kendi deneyimden yola çıkarak kaydeder. Bir insanın kararlarını ve davranışlarını etkilemek için onun o konuda yaşadığı önemli deneyimlerin ne olduğunu bilmek ve ona göre davranmak gerekir.
Konuyu bireyselden toplumsal düzeye çıkardığımızdaysa bu düşüncenin toplumun bütünü için de geçerli olduğunu fark ediyoruz. Her toplumun yaşadığı iyi-kötü, acı-tatlı önemli olaylar var ve bu önemli olayları bilmek, bir insanı da bir toplumu da ikna etmek için son derece önemli olmaktadır. İnsanlar çoğu durumda, genel doğruların kendileri için geçerli olmadığını düşünür ve kendilerini bir istisna olarak görürler. Tiryakilerin çoğu, sigara içmenin zararlı olduğunu kabul ederler ama sigaranın kendilerine “dokunmadığını” düşünürler. İnsanları ikna etmek için konuyu onların özeline indirmek gerekir. İnsanlara onlardan özel olarak neler beklediğimizi anlatmak, bunu nasıl başaracaklarını onlarla birlikte planlamak, birlikte bir program yapmak gerekir. Kişisell eşmiş, birey düzeyinde somutlaşmış öneriler daha ikna edici olur.
İnsanlar kendi mevcut inançlarına ters gelen her öneriye refleks olarak tepki gösterirler. Bu yüzden bir insanı etkilemek için onun inanç ve değerlerini bilmek ve bunlara saygılı olmak gerekir. Hiç kimse kendi inançlarına saygı duymayan birisinin söylediklerine kulak vermez. Bu yüzden iknanın birinci adımı, insanların inanç ve değerlerine saygı göstermektir. Örneğin eğer bir marka yeni bir ülke pazarına açılıyorsa o ülkedeki özel ve dini bayramları göz ardı etmemeli, ülkenin geçmişini iyi araştırmalı ve kültürünü iyi bir biçimde analiz etmelidir. Toplumu o markayı kullanıma teşfik etmek, ancak toplumu ikna etmekle meydana getirilebilir. İnsanların alışkanlıklarını anlamak, insanları yeni bir davranışa ikna etmek için son derce önemlidir. Alışkanlıklar o kadar içsel ve o kadar güçlüdürler ki her insan kendi alışkanlıklarını değiştirmekte zorlanır. Çoğu insanın pek çok konuda doğru olanı bilmesine rağmen, alışkanlıklarına yenik düştüğü için, bu doğruları hayata geçiremez. İnsanlara yeni bir davranış kazandırmak için önce mevcut alışkanlıklarını analiz etmek, bunları nasıl değiştireceklerinin planlarını yapmak gerekir.
İnsanları harekete geçirmek için onların motivasyonlarını bilmek gerekir. Bütün insan davranışlarının altında, kendilerinin de bilmedikleri motivasyonlar vardır. İnsanlar tercihlerini bu motivasyonlarla yaparlar. Pek çok  kadın kendisini “güzelleştirecek” bir kreme yeri geldiğinde yüzlerce lira verirken kendi sağlığı için para harcamayı “fazla” bulabilir. İnsanları ikna etmek isteyen herkes, insanların motivasyonları konusunda bilgili olmak zorundadır. İnsan motivasyonlarını bilmeden pazarlama da yapılmaz, siyaset de. Sadece pazarlama ve siyaset değil, insanın arkadaşlarıyla, eşiyle, çocuklarıyla, anne-babasıyla anlaşmak ve  onları ikna etmek için bile onların motivasyonlarını bilmesi gerekir.
İnsanlar kendilerini bir resmin içine oturtmaktan hoşlanır. Herkes öyle ya da böyle bir imajı giyinir. İnsanlar bu fotoğrafların içinde, kendilerini güçlü, statü sahibi, neşeli, mutlu… sunarken bu görüntülerin arkasında gizlenmiş özlemler, kompleksler, suçluluk duyguları, mantıktan uzak kaygılar, geçmişle ilgili hesaplar barındırırlar. Bu imajları ve arkasındakileri çözümlemek de insan doğasını anlama, insanı  etkileme ve ikna etme yollarını bulma açısından çok değerli ipuçları verir. İnsanların içsel gerilimlerini bilmek ve onlara bu gerilimleri aşacak yollar önermek, onları ikna etmek için son derece önemlidir.

5 Ocak 2016 Salı

Müşteri Şikayetlerinin Önemi

Yüksek lisans projemi sosyal medyada şikayet yönetimi alanında yazmıştım. Sosyal medya hocamız Sayın Yard. Doç. Dr. Başak Değerli'nin de katkıları sonucunda 3-3 buçuk ay sonrasında projem hazırdı. Elbette proje yazarken sürekli aklınıza yeni fikirleri geliyor ve sürekli olarak yazınızı güncelleştirme gereği duyuyorsunuz. ''Acaba bunu da koysam mı, fazla uzun olur mu, okuyucu şunu da merak eder mi, görseller yeterince açıklayıcı mı?'' tarzında sorular soruyorsunuz kendi kendinize. Bütün bunlar bitince de sıra word'de yazdığınız projenizi sayfa, satır aralığı, dizayn gibi önemli unsurlara sıra geliyor. Bitmiyor gibi geliyor değil mi? Bitiyor. Ama nasıl bitiyor o proje siz gelin bir de yazana sorun... 
Şikayet yönetiminde en önemli unsur şikayetlere ulaşmanız. Kısacası ulaşma yönteminiz. Şikayetleri nasıl elde edeceksiniz? Kapı kapı dolaşıp; ''Merhabalar biz X markasından geliyoruz acaba X markasının Y ürününe dair bir sıkıntınız, probleminiz var mı, bizimle paylaşmak ister misiniz?'' deyip, bize ikram edilen çayı içmiyoruz elbette. Böyle bir şey yapılabilir olsa şikayet yönetimi konusuna bambaşka bir bakış açısıyla bakmamız gerekirdi. Veri topluyoruz. Nasıl mı? Günümüzde veri toplamak için harika bir yardımcı var aslında. İnternet sayesinde şikayetleri yönetmek sanıldığından çok daha kolay.
Ben 'Sosyal medyada Şikayet Yönetimi' projem için Twitter'ı uygulama alanı olarak seçmiştim. Çünkü Twitter için bazı programlar var ve bu programlar sayesinde veri çekebiliyorsunuz. Veriler zaten herkese açık olarak Twitter'da paylaşıldığından benim bunları alıp sansürlemem gerekmedi. Proje yazacak arkadaşlara duyurulur: Sosyal medyayı verilere ulaşım konusunda rahatlıkla kullanabilirsiniz.
Şimdi gelelim şikayet yönetiminin önemine; Günümüzde bir takım markalar görüyoruz ki onlar tüketicilerin isteklerinden çok aslında onların kendi ürünlerine harcayacakları paraya odaklı hareket ediyorlar. ''Bir sorunu varsa indirim yaparız ucuza alır geçer'' mantığıyla davranmak almış olduğumuz tğm pazarlama eğitime hakaret olmaktan öteye geçemiyor. Şikayet dediğiniz zaman aklınıza sadece ürünle alakalı fiyatmı geliyor. Bir daha düşünün. Bir mağazaya girdiğimizde ''Merhaba nasıl yardımcı olabilirim'' diye soran şirin satış danışmanlarımızdan, ''Elimde bakın inanılmaz indirimli bir ürün var'' deyip, neredeyse zorla denebilecek şekilde elimize tutuşturulan bir parfüm şişesi ve elinde testerla birlikte bileklerimzie sıkılan kokuları aklınıza getirin. Bu agresiflik satış demek mi? Satışın mantığı hemen al parayı ver git mi? Satış sonrası hizmetler gerçekten tüketici açısından önemli mi yoksa herkes bir şeyleri ucuza nasıl alırım diye mi düşünüyor?
Son bir kaç senedir (malesef yeni yeni) ortaya çıkan bir düşünce şirketlerdeki pazarlama birimi harekete geçirdi. Artık müşterilerileri memnun etmelerinin sadece inirim yapmakla mümkün olmayacağını, mutlaka müşteri şikayetlerine kulak vermeleri gerektiğini anlamış durumdalar. Memnuniyetsiz müşteri, daha az para harcayan müşteri. Daha az para harcayan müşteri de değeri daha az olan müşteri diye düşünen markalar vardı eskiden. Hala varlar mı onlar? Eğer bu tip bir bakış açısıyla yaklaşan markalar varsa lütfen ya zihniyetlerini değiştirsinler ya da satış yapmaktan vaz geçsinler. Örnek vermemi ister misiniz? Pekala, bir rujun ve bir allığın fiyatı aynı olmadığı bir gerçek. Peki ya kar marjı aynı olduğunu söylersem? Bana hak verir misiniz? Küçük ürün büyük ürün diye ayırmamızın gereği yok. Genel olarak bir markada satılan her ürünün kar marjı birbirine yakın olarak hesaplanıyor. Dolayısıyla 3 tl lik ürün de almış olsanız siz iyi bir hizmeti hak ediyorsunuzdur. O fiyatları siz mi koydunuz?
Zaman geldi ve bazı markalar müşteri şikayetlerinin içinde gerçekten dikkate alınması gerekli tavsiyeler olduğunu fark ettiler. Yine bazıları diyorum çünkü hala bir çok marka şikayetlerin önemini malesef kavramış değil. En azından Türkiye için malesef bu böyle. Hatta bir çok şirkette pazarlama birimi ''müşteri kitlesi'' hakkında konuşurken sanki cansız varlıklardan bahsediyormuşçasına ''para, kotalar, reklam bütçeleri, büyüme, karlılık, gelecekteki satış beklentileri'' gibi unsurları konuşuyorlar. Durun bir dakika! Siz kendiniz gibi düşünen, sorgulayan, psikolojisine göre hareket eden varlıklardan bahsediyorsunuz. İnsanların ihtiyaçlarını, hayatlarına dair beklentilerini, bakış açılarını, yaşayışlarını, sorunlarını, şikayetlerini de konuşmalısınız. Bu tip konular şirkete paza kazandırmıyor diye konuşulmuyor olabilir. Ancak çözmediğiniz şikayetler yarın gelir sizin başınıza daha büyük sıkıntılar açabilir. O zaman hedef büyümenizi tekrar konuşmanız gerekecek, öyle değil mi?
Haydi elektrik, su faturası ya da bir internet borcu için telefon açın. Karşınızaki müşteri hizmetleri size ''Abone numaranızı'' mı soruyor? Niçin? TC kimlik numarası istemek bu kadar zor mu? Her birimiz birer abone numarasından ibaretiz algısını bizlere dibine kadar hissettirmek bizleri özel hissettirmenin yanından geçiyor mu gerçekten?
İnsanlar bir ürün almaya karar verdiklerinde ''Z markasını alalım bunun C ürünü iyidir.'' şeklinde hızlıca kafasından geçirerek karar veriyor. Bunda aslında bir unsur da sıkıntı çıkmayacağı, ürünle ilgili bir sorun olması durumunda sağlam bir şikayet yönetimi sistemi ile karşılaşacağı düşüncesi oluyor. Niçin bilgisayar alırken markasına ve özelliklerine bakıyoruz? Çünkü bir sorun olduğunda muhattap olabileceğimiz ciddi bir servis ağı bekliyoruz. Bugün tüketicilerin güvendiği markalar arasında yer alan Arçelik de bunun güzel bir örneğidir. Büyük bir başarı hikayesidir çünkü Arçelik daima müşteri şikayetlerine önem vermiş bir markadır. Tüketicilerine iyi davranır, değer verir, dinler ve hızlıca çözüm üretmeye çalışır. Arçeliği bu görkemli günlerine taşıyan da işte bu şikayet yönetimi anlayışı olmuştur.
Öte yandan müşteriyi memnun etseniz, şikayetlerini dinleseniz, indirim yapsanız dahi müşterinin artık çok fazla sayıda seçeneği var. Bir rafa gidecek ambalajı en güzel olan, renkleri ilgisini çeken, göz hizzasındaki, markasının ismine güvendiği, şikayetlerini iyi yönetebilen ( ya da hakkında kötü bir yorum duymadığı), yakınlarının tavsiye ettiği, en önemlisi de fiyatı cebine uygun olan ürünü alacak. Peki nereye gitti şikayet yönetimi önceliği? Size şikayetleri yönetmek para kazandırır demiyorum. Şikayetleri yönetmek orta-uzun vadede hatalarını görmenize ve bu hatalar yüzünden müşteri, dolayısıyla para kaybetmemenize yarar. Extra para kazandırdığını pek görmedim. Kaybetmenize engel olabileceğini savunuyorum.
Şikayetini dile getiren müşteri, eğer şikayeti karşısında ona çözüm ondaklı ve pozitivist bir tutum sergileyen bir marka ile muhattap olursa markaya şüphesiz ki daha çok bağlanacaktır. Yapılan iyi muameleyi de kötü karşılamayı da unutmayacaktır. Bir çok araştırma sonucunca şikayetleri çözümlenen markalara sadakat oranının arttığı gözlemlenmiştir. Şikayetleri çözülen müşteri markaya karşı bir sorumluluk duygusu içine girer. Yaşadığı tecrübeyi anımsar ve alma davranışını tekrarlar. Öte yandan yaşadıkları bu şikayet yönetimi tecrübesini de çevresiyle paylaşmaya meilli hale gelirler. Bu da ''Her şikayet bir armağandır'' düşüncesini doğrular.
Müşteri şirkete ve markaya böylesine bağlanırken, şikayet yönetiminin markaya da bambaşka bir yararı ortaya çıkar. Şikayetleri inceledikçe kendilerindeki bazı hataları ve bazen de çok kolay bir biçimde çözülebilecek problemler için çözüm önerileri almış olurlar. Bu anlamda ''Akıl akıldan üstündür'' şeklinde konuya yaklaşılabilir. Bu yüzden marka bütçesini şikayetler doğrultusunda tekrar düzenleyebilir. Belki de aslında müşteri nezdinde çok da önem arz etmeyecek bir yatırım yaptığını fark edebilir. Kısacası şikayet yönetimi ücretsiz bir danışmanlık sistemi haline gelmiş olur. Şirketler daima müşteri şikayetlerinin önemini ve değerini çalışanlarına aktarmak zorundadırlar.
Müşterilerine değer veren, şikayetlerini dinleyen her şirket müşteri nezdinde değerlidir. Bu değer de itibarı doğurur. Ne demiş Robert Bosch: ''İtibarımı kaybedeceğime paramı kaybederim''

14 Kasım 2014 Cuma

Ürün çeşitliliği değil, Ürün kalitesi

Herkesin de bildiği gibi, pazarlama anlayışı gelişen teknoloji, ürün ile kullanıcı arasındaki bağın yavaş yavaş incelmesine neden olmuştur. Bu sayede kişiler aracı kurumlara ihtiyaçları olmadan internetten ihtiyaç duydukları ürünü satın alabilmektedirler.

Aracı kurumların göreli olarak ortadan kalmış olması şüphesiz ürün maliyetlerinin düşmesine neden olmuştur. Bu sayede düşen maliyetler üretime yansımış ve üretim kapasitesini de dolaylı yoldan arttırmıştır. Her şey elimizin altında olduğu için seçim yapabilmek zorlaşmıştır. Bunca ürün arasından aslında telefonunuz için hangi kılıfın daha yakışır olduğunu, üstünüze giyeceğiniz montun 1cm daha kısa olup olmaması ya da acaba saçlarınızı x, y, z, q kuaförlerinden hangisine yaptırmak istediğimizi düşünür hale geldiğimiz söylenebilir.

Bir süredir kişisel gözlemlerim, seçim yapmakta zorlanan ne kadar çok insan olduğu yönünde çünkü özellikle Instagram'da satış yapan bir çok hesapta koyulan ürün fotoğraflarının altında yazan yorumlara göz gezdirdiğim zaman kişilerin ''-Acaba bunu mu alsam?'' ''-Aslında bu da güzelmiş.'' ''-Çok kararsız kaldım, bu da güzel aslında.'' benzeri yorumlarına rastlamaktayım. Bu konuda satıcılar da ellerindeki modelleri koymanın, daha çok seçenek ortaya çıkartmanın daha prestijli bir şey olduğunu düşünmektedirler. Aslına bakarsanız bir çok kişi zaten böyle düşünür. Ellerinde daha çok model olması için de çabalamaya devam eder.

Şimdi işin aslına gelelim. Aslında yukarıda bahsedilen 'ürün çeşitliliği' kısmı doğru mudur? Yapılmalı mıdır? Bu çeşitlilik şirkete fayda sağlar mı? Bizi karlı hale getirebilir mi? Bütün bu soruların cevapları malesef tam manasıyla 'Evet' değildir.

Bir şirketin ürün çeşitliliği yaratması güzeldir. Elbette bu müşteri açısından olumlu karşılanır. Daha çok ilgi çeker, müşteri çeşitliliğini arttırır. Ancak bunu spesifik olarak düşündüğümüzde; Örneğin. 10 tane ürün satışının daha az sancılı olacağını 50 tane ürün satmaktansa bu ürünlerin takibinin serisinin (xs, s, m, l, xl) daha kolay bulundurulabileceğini, en önemlisi de 'Marka Yaratma' konusunda daha başarılı sonuçlar yaratabileceğini söylemek mümkündür. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz. Bir giyim firmasından bahsediyorsak, marka olmuş bir ürünü ele almalıyız. Örneğin: Diesel. Diesel'in mağazalarından birine girdiğiniz zaman içeride tonlarca ürün görmezsiniz. O dönem için gözde olan bir kaç model arasından seçim yapmanız istenir ve bu yapacağız seçimin 'Aaa Ayşe'de de bundan var' şeklinde düşününce genellikle sizi rahatsız etmeyeceğini söylemek zannederim doğru olacaktır. O markayı giymek, o ürünü üstünüzde taşımak artık bir imaj göstergesidir. Başkalarında olup, olmaması sizi çok ta bağlamayacaktır.

Başka bir örnekten bahsedecek olursak gıda sektöründen bahsedelim. Örneğin: Red Bull... Daha bir kaç gün önce okul ödevim için uğraşıp, ortaya çıkardığım özellikleriyle piyasada 100milyon dolar eşiğini 9 yılda aşmayı başaran ilk firma. Red Bull'un kaç tane ürünü var? Cevap belli. Sadece 5 tane...
Burada da görmüş olduğunuz gibi, bugün yaptığı bir çok sponsorluk faaliyetiyle herkesin hayranlıkta baktığı Red Bull'un yalnızca 5 adet ürünü olması, satış yapmasına engel olmuyor. Ürün çeşitliliği her zaman işe yaramıyor. Eğer gerçekten marka olmayı başarabilmişseniz, diğer insanların da elinde birer kutu Red Bull olması sizi rahatsız etmekten ziyade mutlu eder. 

Chanel parfüm kullanan birinin yanında kendinizi rahatsız mı hissettiniz? Siz aynı parfümü kullanırken, başkasının da aynı seçimi yapması sizi demoralize mi etti? Yoksa onore mi etti?

Sonuç olarak; Bazı markalar vardır. BMW gibi, Swatch gibi.. Ki bu saydığımız bir çok markanın segmenti birbirlerinden oldukça farklıdır. Şunu söylememız gerekir ki, ürün çeşitliliğinden çok, ürün kalitesine önem verilmesi gerekmektedir. Ancak günümüz küreselleşen dünyasında bu pekte mümkün olamamaktadır. Çünkü: İnsan ihtiyaçları sonsuz, kaynaklar sınırlıdır. Ancak belki de 'marka olmanın sırrı' insanlara ne istediklerini sormaktansa, onların hiçte ihtiyaç duymadıkları bir ürünü, sanki, ihtiyaçları varmış gibi satmaktır. Bu satışı yapabilen kişiler kendilerine; 'Pazarlama Uzmanı' pozisyonunu uygun görebilirler. Aksi halde etrafımızda yoğun bir 'Pazarlama Uzmanı, Pazarlama Müdürü, Pazarlama x, y, z'si Kirliliği' olduğunu düşünüyorum. 

Dileğim; Bir an önce etrafımızdaki bu 'Pazarlama Kirliliğinin' temizlenmesi yönündedir. Oturdukları koltuktan kalkmayı bilmeyen, eğitimsiz, hayatı sadece sayısal verilerden gören, 'SAHTE PAZARLAMA UZMANLARI' sayesinde Türkiye'nin gelişmesinin önüne set koyulmasından son derece rahatsızım. Umuyorum ki; Bu kişiler Y Nesli'nin yakında onları koltuklarından edeceklerinin farkındadır.



Etiketler

2015 2016 4 saniye 7 unsur 7p affetmek Agresif stratejiler Ağızdan ağıza pazarlama Algı Algı yönetmek Alışveriş Alışveriş Merkezleri America Amerika Amerika nasıl Amerika oldu? Anadolu Efes analiz Anı yaşamak Apple Araştırma hedefi Araştırma Problemi araştırmak Araştırmanın künyesi Araştırmanın özeti Avusturalya Ayakkabı B2b Bağımlılık Bağlılık Bait bakmak Başak Değerli Başarı başarılı olmak Başarmak Berke Civan Berliner Bilgi bombardımanı Blog blogger BP Bu Tarz Benim Business Bütçe Bütünleşik pazarlama Bütünleşik Pazarlama İletişimi büyük etkiler bırakmak Cam ambalajlar Cam şişe Cem Çınlar CEO cesaret Ciddiyet ve disiplin Coca Cola content content marketing CRM CV çalışma hayatı Çevre Çevre kirliliği Çiçek çerçevesi Çocuk çözüm Çözüm üretmek Dağıtım Yar Doç Dr Selda ENE Daha güzel bir dünya Değer değişim deney Deneyim denge dengeli olmak Depresyon depresyonla başa çıkma Dersler digital dijital Dijital kampanya Dijital pazarlama Dijital pazarlamanın 5 temel taşı diş sağlığı duygu duygusal liderler Dünya Dünyanın en büyük markaları dürtü düşünür düzen Eleştiri Eminönü Empati Erdem Erdemli olmak Esir Eş zamanlı arama motoru Facebook fark fark yaratmak farklı olmak Farklılaşma Fayda Ferrari filickr Fiyat Formüller geçim Geneleneksel iletişim araçları Georgii Frantsevich Gouse Gerilla pazarlama Girişimci Giyim Google görmek Gurmania güçlü olmak Güven Güvenilirlik güzen Halil Erdoğmuş Hayal Hayatı kolaylaştırmak haz Hedef belirlemek Hitmet üreten hizmet Hoşgörü huzur IK Instagram içerik İçerik İçerik Moderatörü içerik pazarlaması ikna iknanın psikolojisi iletişim İletişim İletişim kirliliği ilham İlham İlişkiler imaj inanç indirim indirim yapmak indirimsiz markalar inovasyon İnovatif insan internet ipana İsim İsim hatırlayamama İsmi neydi? İstek istemek iş hayatı İşaret itibar iyilik izlenim jest kampanya kar etmek Karar karar almak Kares AVM karmaşa Kendimizi ifade etmek Kendini beğenmişlik Kevin Hogan kişilik Kitle KONUM KONUM TABANLI PAZARLAMA Konumlandırma Kuramsal Çerçeve Kurumsal yönetici küçük harf Kültür Lacoste Lc Waikiki leader lider LinkedIn Liste Listelemek Makale eleştirisi Maliyet Marka marka bilinirliliği marka değeri marka imajı marka inşası marka kişiliği Marka kültürü Marka Nedir? marka sadakati marka yaratmak Marka yönetimi Markalar markalarda bog kullanımı Marlboro Marmara Üniversitesi maske Medyada yer almanın artan maliyeti Medyanın çeşitlenmesi merak merak etmek Microsoft mimik Motive edici pazarlama msel pazarlama Mutlu olmak mutlu olmanın koşulları Mutlu olmanın yolları muzaffer şerif mücadele Müşteri müşteri ilişkileri Müşteri İlişkileri Müşteri İlişkileri Yönetimi müşteri memnuniyeti müşteri sadakati müşteri şikayetleri müşteriler Nasıl başarılı olunur Nestle Nike olumlu düşünmek Onedio Onel AVM Operasyonel pazarlama Ödev Ödevler ön yargı Önem ÖNERİM Özellikler Para para kazanmak Parekendeci Pazar Pazara uyum Pazarlama Pazarlama Araştırmaları Pazarlama Karması Pazarlama Kirliliği Pazarlama noktaları Pazarlama okuyanlar Pazarlama uzmanı Pazarlamanın P'leri people physical evidance Pinterest Place Plain pack Plastik atıklar PR Prestij Price Proaktif process Product Prof Dr Ahmet Ercan GEGEZ Prof Dr Fatma Müge ARSLAN Prof Dr Mert UYDACI Promotion psikoloji Radyo Rakip Red Bull rekabet Reklam Reklam ajansı Reklam Müziği Reklam önerisi Risk robert bosch Rus Rus kültürü Rusya Rusya pazarı sadakat sadık müşteri sağlık Samsung saniye Satış Satış temsilcisi Saygı Selfie Sembol Sevgi Sınavlar Sigara Simge Simple simülasyon Sistem sorulama sosyal sosyal girişimci Sosyal Medya Sosyal Medya Esiri Sosyal medya kampanyası taslakları Sosyal paylaşım Spor Starbucks Stiletto Strateji Stratejik pazarlama şans şansa inanmak şikayet şikayet yönetimi Şişe Şişeler takit etmek taklitçilik Tarihçe Tarz Tasarım Tatlı tatmin Televizyon Televizyon Reklamları Terim Tick Tock Boom Toptancı TREND tumblr Tutundurma tutundurma karması Tüketici Twitter uslup Ücret Üniversite Ünlü olmak Ürün Ürün çeşitliliği Ürün kalitesi Ürün yönetimi üyeler Vazgeçmek Vestel WOM Word of mouth Y nesli yaşam Yeni medya Yeni ürün geliştirme yeni yıl Yerli malı yorum yorum pazarlama yorumlar yönetici yönetmek Zafer Tanrıçası Zaman Zenginlik Ziyaret Ziyaretçiler